17 Şubat 2017 Cuma

Kulaklarım gıcırdıyor.

Boğazımı da düğümlediler. Hayat bu ara bana çok cilveli sağolsun.
Emeği geçen kim varsa, sövgüler.

8 Şubat 2017 Çarşamba

Tokat.


           Bilgisayarı televizyona bağlıydı. Önce ‘Kahpe Bizans’ ardından ‘Yedi Kocalı Hürmüz’ izleyerek(dinleyerek)  daha önce fonunu boyadığı iki tuvalini tamamlamak için yerdeki minderlerinin üzerine yere boya dökülmesin diye örtüsünü serip, malzemelerini çıkardı. Beraber boyayacaktık aslında. Ama ben bilgisayar başında bir arkadaşımla muhabbete feci şekilde kitlenmiştim. Kafam bozuktu, dertleşerek saat geçirmeye uğraşıyordum.

-“Böyle bakımsızken başlamak istemiyorum” diyerek modunu yükseltmek için saçlarını yaptı. Zaten bu tavrına bile acayip saygı duymuştum. Kendine benim asla beceremediğim kadar saygısı vardı çünkü.   
           O , hayallerini tamamlarken, ben de bir yandan kafamı muhabbetle dağıtıyor, bir yandan bloguma gelen sorularla ilgileniyordum. Tam bir kendini oyalama merasimindeydim. Ego terapisi.
           Bitirdi. Eşyalarını özenle toplarken “kahve içermisin?” diye sordu. Zaten bi tane şekersiz ve sütsüz içmiştim, -ki normalde kahveyle aram hiç yoktur- “yok kuzum sağol.” diyerek bilgisayar ekranında gözlerimi çürütmeye devam ettim.
- “Bi sigara içip yatayım” dedi ve bi sigara yaktı. 
“Ben de yatarım birazdan” dedim.

         Telefonumu elime alıp tüm sosyal hesaplarımdaki bildirimlerimi kontrol ettim.Bu sırada Yedi kocalı Hürmüz’ de yeni bitmişti. Konuşurken muhabbet  Mahsun Kırmızıgül’ün son filmine gelince fragmanı açtı. Takdir edilesi duruşunu konuştuk biraz. 
Bloglardan, yazınca rahatlamaktan bahsediyorduk. Zaten sıksık  birbirimizin kafasını açmak, motive etmek ve gerekli teşvik üzerine güzel muhabbetler ederdik. Sonra konu yazmaya kadar gelince blog yazdığımdan bahsettim biraz. Örnek olarak bi kaç saçmalığımı bile okudum.
-“Aslında ben de geçenlerde bi mektup yazdım.” dedi kısık ve naif ses tonuyla.

+” Okumanı çok isterim! dedim heyecanla. “Tabii özel değilse..”
          Durdu bi kaç saniye. sesi kıslmıştı bi kaç gündür fazla sigara içmekten. Zaten incelikten ve kibarlıktan kısık sesi anlamadığım şekilde daha da kısıldı. 
Kendini bi konudan bahsederken ne zaman rahatsız hissetse hep kibar bir şekilde boğazını temizlerdi konuşmadan önce.
-”Özel ama sana okumak isterim” dedi.

          Televizyonun tam önüne yere oturup okumaya başladı. O ana kadar neyle karşılaşacağımı hayal bile edemezmişim zaten. Ben eğlenmeyi bekliyordum. 
          Yaklaşık olarak dört- dört buçuk dakika boyunca bir hikaye dinledim. Aslında on yılına sığdırmakta zorlandığı. Şok geçiriyordum. Hayatımın en büyük şoklarından biriydi, ve böylesine hiç ağlamamıştım. Ağlamamam gerektiğini bile bile kendimi engelleyememek bok gibi bi duygu. Boğazım düğüm düğüm, göğsümde öküz, beynim şok. ellerim ter içinde, yüzüm ellibeşbin derece.
Bitirdiğinde başlamadan önceki soğukkanlılığına geri dönmeye çalışıyordu. Aslında başarıyordu da. Ama benim ağzıma sıçmıştı. Dönüp bana sarıldı, “moralini bozdum, özür dilerim kuzum” dedi. Bunla daha da yıkıldım. Böyle bi samimiyet olmamalıydı. Sıcacıktı. 
Buz gibi bi anıyı mektup gibi okuduktan sonra, bana döndüğünde ağlayan ben, gözlerinin içini güldürmeyi başaran O’ydu. Böyle olmamalıydı ama öyle olmuştu. 
+”Bi sigara alabilir miyim?” dedim. 

        Cevabı duyduğumdan bile emin olmadan paketten bi sigara alıp elim titreyerek yaktım. Tokat üzerine tokat gibiydi gece.
Sigaram bitince güçlükle “benim yatmam lazım,yarın hem provam hem programım var. Azıcık uyusam iyi olcak. İyi geceler” diyip sıkıca sarıldım. 
        Ve tüm bu gecenin üzerine tüm acizliğimle, odama çekilmeden önce sadece :


“Seninle gurur duyuyorum, iyi ki varsın.” diyebildim.

6 Şubat 2017 Pazartesi

Bana çiçekler. siz de "neden" diye sorun hala içinize.

Ya çok korktunuz, ya işinize gelmedi. Olan yine bana oldu. Doğruluğun gömüldüğü çağdayken, sizden de şaşırtmanızı beklemek benim aptallığımdı zaten.
Tanrı olmayana kalp bilinci versin. Zira, kalp önemli.

Ve ben burnumu, size inat asla büyütmicem.

Korkaklığa ve yalana tahammülüm yok.

'Taslağa döndür'

'Sil'

1 Şubat 2017 Çarşamba

İnsan-lık / çay'dan-lık

Hayatımı takip etmek isteyen çok fazla insan olduğunu görmek bana çok ilginç geliyor, ve şimdilerde anlıyorum. Düşünmek istemiyoruz, magazin rocks!
Sevgilim var mı, kolay yem miyim, beynim var mı, kullanabiliyo muyum, ne kadar kullanabiliyorum? Kimle kavga etmişim, kime ne demişim, kim bana ne demiş,kimlere düşmanlık besliyorum, olaylar nasıl gelişmiş..
Hepsini anlatıcam yazıda.


İnsanlar artık belirli bazı kavramları yok sayıyorlar çünkü gerek kalmadığını düşündükleri çok fazla kırgınlık yaşamışlar bence. Çok fazla gözlem yapıyorum. İnsanları tanıyabilme sürem oldukça düşmüş durumda. Bir, hadi bilemedin iki, üç görüşme sonrasında tam bir analiz yapabildiğimi düşünüyorum. Pek az şaşırtıyor insanlar beni. Bu süreçte bi şey daha anlamaya başladım. Aynı zamanda sabır gücümüz de artıyor, alışma eşiğimiz düşüyor. Daha kolay alışıp, sabrederek şaşırmayı bekliyoruz sevdiklerimize karşı. Bildiğimiz kötü şeyleri duyduğumuzda öfkelenmemizin kıvılcımı bu.
İnançlı inançsız farketmez insanlarda inanma eğilimi mevcut. İnanmak istiyoruz çünkü tüm duyularımız buna bağımlı aslında. İyi gelir inanmak. Bi insana, bi olaya, bi hayale, bi varlığa, tanrıya, evrene, evrime, içindeki çocuğa, aynadaki büyüğe..
Var olmak için hayatta kalırken kodumuza işlenmiş en önemli içgüdü. İnanç.

Birilerine inanıp, inandığına pişman olanlar için bi kaç şey yazacağım bu noktada..

Öncelikle kandırılmış olmak bu dünya üzerindeki en önemli öğretidir. Kendimizden öğreneceğimiz çok şeyin olduğunu gördüğümüz ve bazı konularda kendimizi yanlış telkinlediğimizi anladığımız ilk andır kandırıldığımızı öğrendiğimiz anlar.Öfkeleniriz, kırılırız, bağırırız, ağlarız, 'depresyon'lar yaşarız kendimizce. Kendi kendimizi yerden yere vururuz. sorgularız. Ama çok azımız doğru anektodlar ediniriz.

Hiç şöyle düşündünüz mü mesela?

Evrende o kadar mükemmel bi dengede ve uyum içindeyiz ki, bizim tam zıttımızdan illaki bi tane var ve biz yaşantımız boyunca en az biriyle çeşitli sıfatlarla karşı karşıya geliyoruz. Anlaşamayınca, karşımızdakileri kötü ya da sebep ilan edip ilişkilerimizi olmadık şekilde kestirip atmaya yelteniyoruz.
Asıl önemli olan doğru çıkarımla gerçekten doğru bireyler olabilmek değil miydi? Hepimiz daha iyi olabilme telaşında değil miydik? 

Genlerimize kodlanmış olan kalıtsal özelliklerimizi değişemez ilan etmişiz, ama evrime de inanıyoruz.
Kafalarımız çok karışık.

İnsanlar egolarıyla doğarlar. Yaptırım uygulayabildikleri düzeyde egolarını beslerler. Bazıları bu durumu erken ayar ve ve egoyu yenmenin kendinde neleri geliştirebileceğini anlayıp ilkelliği reddeder.

Egoya göre yaşam, insan ırkı için ilkelliktir.

'Ben böyleyim' diye birşey yoktur. 10 yaşımızda hoşlandığımız kız ya da erkekle yaşamıyorsak, hala tüm defterlerimizi pembe renkte kaplamak için ölmüyorsak, o zamanlar ayıp dediğimiz şeyleri şimdi kızdığımızda başkalarına söyleyip eğlenebiliyorsak mesela, böyle falan değiliz.
Zaman değişirken, teknoloji gelişirken, yeni nesile ayak uydurmaya çalışırken kendimize yaptığımız en büyük kötülük; sıkışınca "ben böyleyim" in arkasına sığınıp, kabul görmeyi gururla beklemektir. Bu da yaşadığımız ve anlayıp, atlatmamız gereken en büyük egolarımızdan biridir.
Bir diğeri de, hiçbirimizin bulunmaz hint kumaşı olmadığı gerçeğidir. Malesef ki, insanlar ortalama yüz yıl yaşarken egolarına yenik düştükleri bir çok zaman dilimi olacaktır. Birileri sevecek, birileri gidecektir. Birileri gülecek, birileri ağlayacaktır. Denge olmak zorundadır. Ve dengeyi bunun gibi bi çok unsur oluşturur. Anlamamız ve sindirmemiz gereken, o kriz anlarının ardında ne gizli olduğudur. Sebep de olmayabilir, ama bir tecrübe her zaman edindirir. O tecrübeleri düzgün analiz etmeliyiz. Doğruya göre. Kızgınlık, öfke ya da herhangi bir olumsuz duyguya göre değil.
Affedin mesela. Bunu ilk duyduğumda çok komik gelmişti. Annem ilk aldatıldığımı öğrendiğinde küplere binmiş ama "s.ktret kızım, sen affet, senin omuzlarında yük olmasın." demişti. Anlamamıştım. Şimdi affetmenin nasıl kudretli bir güç olduğunu biliyorum. Aslında yapılan bi haksızlık yok. Ne yapıyorsak kendimize biz yapıyoruz. Bize bizden başkası psikolojik olarak zarar veremez aslında. Mükemmel varlıklarız. Kendimizi ne kadar yönlendirilebilir kılarsak, o kadar yönlendiriliyoruz.

Sadece sevin. Gerisini evrene bırakın. Soyut bişeyden bahsetmiyorum. Kelebek etkisi diyorum. Siz güzel bakarsanız, güzel görünüyor herşey. Kötü bakarsanız, bataklık.Ama o bataklık sizi de sinsice içine çekiyor farkettirmeden.

Büyürken kızdığınız her kim ve ne varsa, şuanda affedin. Ama gerçekten, içinizden.
Büyümeye devam ederken o yükleri omzunuzda taşımak hamallık.
Sadece olumlu duygu ve çıkarımlarınızı alın yola çıkarken. Dünya da yuvarlak madem, görmek istediklerinizi hiç durmazsanız aynı noktada yakalamanız mümkün. Vajina da değilsiniz, penis de.


Hayatınızaataçlınot:

Size ne benim hayatımdan ulan?
'Çay'danlık olmayın, düşünün.

8 Ocak 2017 Pazar

Sessizliği artık hayal edemiyorum.

     Kitabım bitti dediğim yerde bi vesileyle devam ediyor. Çok şey yazmışım. Yani aslında yaşamışım, yani aslında çok şeyle tanışmışım.
Şu var ki; baştan okumaya korkuyorum. Ya o ben değilim, ya bu. Bambaşka bi devir. -Hayatım için- güzel devir, mis devir. Kalanı çöp. Hepimiz için. Ölüyoruz çünkü. Çok eksildik.

     Kendimi arıyorum bu ara. Bulamadığım yerleri beynimde her gidişle yok ettim. Her kalışı il yaptım, ülke yaptım. Her sevişi göğsümde ısıttım, sonra taç yaptım. Seçmedim, itmedim, sevmemezlik etmedim, görmemezlikten gelmedim, anlayışsızlık etmedim, anlamasam da dinledim, hesaplar sormadım, bıraktım.
Geçiştirmedim, geçtim. Kalmadığım halimi böldüm, olmayana verdim. Herkesi önce sevdim. En önemlinin bu olduğuna inandım, bildim, gördüm.
     Mucizemi görecek kadar şanslı, tümüyle kavrayamayacak kadar toydum; başımı aldım önüme koydum, fikrimi bedenimden soydum, herşeyi bi kenara koyunca kalanla işte O'ydum.

     Olmadı bazen, baştan denedim, tekrar düşündüm, kendimi eledim, başka yollar da denedim, ama çok hissizleştim.
Anlayamadım, sordum, yardım istedim, şevkat gördüm, anlaşıldım, yanlış anlaşıldım, yoruldum.
Kendimi hem işe yaramaz üzerine basılmış bok gibi, hem herşeyi başarabilecek donanıma sahip bi makina gibi hissediyorum.


Küstüm olmadı, kustum olmadı.
Kaldım olmadı, kaçtım olmadı.
Seçtim olmadı, sevdim  olmadı.
Ne yaptıysanız bana;
Düştüm olmadı, 'Düş'tüm, olmadı.

30 Haziran 2016 Perşembe

"Kalbimi güzelce kırmana, derin bir iz bırakman için büyük bir hevesle izin veriyorum.."

— Evet, ben dedim. İyi b*k yedim.

Gideni var.

Huzuru bulmaya çalışan "kafası karışık" insanlara huzur vermeyin. Eğer böylesine kaçacaksanız..
Bombalar patlıyor, yarın biz de eksilebiliriz. Yapmayın.

Günaymış benenah.

Yaklaşık mart ayından bu yana hayatımı kökten değiştirmeye gittiğim bu dönemde, tanıştığım herkesi neden bu kadar çok sevdim diye kendimi sorguluyorum şuan. Saat sabahın 9'u ve ben sadece 4 saat kadar uyudum sanırım. Kafam çok yorgun, dinlendirmek için hergün içiyorum ve bu durum ne kadar daha böyle sürer merak içindeyim. Saldım da ama bi yandan.

Hayatımı düzenlemeye çalışırken fazlaca yormuşum kendimi bi kaç aydır. Yeni farkediyorum. Yaklaşık 1 aydır b*k gibiyim afedersiniz, ama elimden gelen bi b*k yok. İnsanlara hemen alışmam, bi anda çokça sevmem, bunlar kötü şeyler mi yoksa olması gereken mi bilememekle birlikte, hem getirisi hem götürüsü oluyor. Ama şu var ki; hayatımda son 3-4 aydır olan olaylar beni inanılmaz kırdı. Hatta biten ilişkimle alakalı yaşadığım herşey bunun yanında küçücük kaldı. İnsanlar kırdı. Ve buna ben tüm içtenliğimle kendim, bile bile izin verdim. Yine.. Asıl koyan şeyse; o insanları çok sevdim.
Hayatıma bi anda girip bi anda çıkıverdiler. Nasıl ve neden oldu hiçbir fikrim yok. Bence onlara sorsan da yoktur bu derecesinin nedeni. Ortada bi neden yok çünkü.Varsa da, benim haberim yok olmalı.

Cicim ayını bile adamakıllı geçiremediğimiz halde çok huzurluyken,  neden böyle bi anda gidiverdiniz?
Nasıl?
Sevdiklerim hep gidecekler benim galiba. N'apalım.

Hergün konuştuğunuz ilk insanın, şuan aranacak son kişi olması durumu en can sıkıcısı. Herşey o kadar güzeldi ki. O kadar özledim ki.

Anlayamıyorum.Çok üzgünüm. Ve geçmiyor.

6 Haziran 2016 Pazartesi

tamam da;

Bi insan sadece gördüğü birine aşık olabilir mi?
Ben inanmıyorum.

Gördüğüne aşık olmak. Allahallah yani. Hay allah.?

Olur mu lan öyle şey?!
Çalakçalakkonuşmayın bi gidin yüzünüzü gözünüzü yıkayın, açılın. 
Olmadı bi kahve herşeyi çözer. Vallahi bak. Çok da şeapmayın yani.

Bi değişik haller içindeyim.

Kafam o kadar karışıyor ki bu ara; biriyle konuşurken cümleleri birkaç defa tekrarlatmak durumunda kalıyorum. Kafa sürekli düşünüyor bişeyleri, ben değil. Ama durduramıyorum da.

Mutluyum, huzurluyum, sinirli ve ya olumsuz herhangi bir duyguya sahip değilim. Herşey tamam.
Yine de bi yerlerde bişeyler mi eksik, yoksa ben mi çok ayrıntıcıyım da geneli kaçırıyorum bilemiyorum.

 Bestelerime yöneldim, kendimi, iç sesimi ve kalbimi dinliyorum. Güzel şeyler olacak, biliyorum. Ama artık olan kısma gelmek için delirme modundayım da bi yandan. Aslında Sezen Aksu kadar delirsem yeter. İşime gelir. Ya da Yıldız Tilbe de olur mesela. Coğoşolur hatta. İnceden delirdiğimi söylemiş miydim? Hımm, evet.

Bi de kilo alma evresi ne sıkıcı be. Baydım, bıkDım yeminle.

Denize de giremedik daha. Hep ondan aslında. Bi tekne turu güzel olabilirdi mesela, ama kalabalık olmayanından. Hatta 5-6 kişi bi tekneyi gece kiralasak mesela. Falaaaan.

O değil de, hayat çoğacayip be. Hiç yok, sonra herşey var falan. Kafalar karışık. Hooop lolipop.

Hadi sen bi çay koy canımın içi, ben de sarma tütünden bi sigara sarayım, içer miyiz?

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Buralar kalpler dolu ama siz hiç bilmiyosunuz. 

12 Mayıs 2016 Perşembe

Tarihisonraatıcam.

"Kalbimi güzelce kırmana, derin bir iz bırakman için büyük bir hevesle izin veriyorum.."




-Ve hal böyleyken;
Geleceksin, göreceksin, seveceksin.


4 Mayıs 2016 Çarşamba

29 Nisan 2016 Cuma

29416


"Tarih tekerrür etmedi, sen ettin. Ve -özellikle- bugün; bu cümledeki 'özne' görevini, senin sayfanı kendi gününde kapatmak için tükettim." 
-Merve Öztürk. 
( 'Kafası şimdi gerdi yalnız' syf.29  )



Yıllar önceydi, bi 'kız çocuğu'ydum. Beni annemden, babamdan ve ağabeyimden ziyade, ilk dostluklarım, ilk sınıfta kalma tehlikem, ön dişimi evin içinde bisiklet sürmeye çabalarken kırışım, ilk şarkı söylediğimde duyduğum haz ve ardından gelen alkış, ilk paramı alamayışım, ilkokuldan lise son sınıfa kadar yaşadığım fiziksel çirkinlik, ilk çıkma teklifi ve egoyu anlayışım, sonrasında da hayatıma giren adamlar ve -onların hayatına giren- kadınlar büyüttü.

Bütün bunlara çok kızgındım.Çok kırgındım.
Henüz affedebilmenin o yüce huzurunun farkında değildim. Öfkemi öfke duyduğum şeyden çıkarmaktı bana hep doğru gelen. Ama bi yerlerde hep bi yanlış olduğunu biliyordum. Aslında eksiklik..

Kızgınlığım çocukluğumdanmış meğer, geçti. Geçer tabii; herkes gibi değil miyim? :)
Çözdüm bunu sonunda. Kimseden bi farkım yok ki benim. Kimseden hiçbir farkı yok kimsenin.

Çünkü; herkes seviyor, herkes kızıyor, herkes küsüyor, herkes düşüyor, herkes kanıyor, herkes ölüyor, herkes öğreniyor ve sonunda -eli mahkum insanoğlunun- herkes BÜYÜYOR..

Bazısı büyümeyi reddedip yolun yarısında hayatını kendinin bitirebileceğine inanıyor mesela, gördüm bunu, anladım. ANLADIM.



Bazısı büyümeyi hem reddedip, hem hayatla inatlaşıp, hem anlamamazlıktan gelip, hem mutlu olmak derdine düşmüş.. O da çocukluk tramvası mesela. Kötü ebeveyn tramvası, ve ben bunu da anlayabildiğimi DÜŞÜNÜYORUM. Çok üzücü. Bunu anladığınızda birinin adına kendimiz gibi üzülebiliyormuşuz biliyor muydunuz? Çünkü zor. Ve çözümü yok.




-Tecrübeler boyumuzu aşmamış yaş 25 i geçmemişse; o zaman başka olabilir tabii..



Bazısıysa; büyürken algılarını kendi zevklerine göre yönlendirirken aynı zamanda da tüm algılarını açık ve rahat bırakır ki; bence aydınlanmaların en güzeliydi. Yaşadığım ve "pişmanım" dediğim her bir berbat dönem, olay, kişi, yaş bana hayata neden tutunmam gerektiğini öğretti. Sorgulamayı, algılarımı daha da açmayı, karar verirken daha doğru analiz yapabilme becerisini kazandıran şeylerin hiçbiri, mutlu ve huzurlu bi dönem sonrasında bilincime yerleşmedi. Hep en kötü sandıklarımdan sonra bi kapı daha açıldı, o kapıdan girdim bi kapı daha açıldı, daha farklıydı mesela.. Her biri farklı, her biri öznel yetenekler ve karakter özellikleri edinmemi sağladı. Bazen bocaladım, bazen sadece idare -edebildiğimce- edebildim, bazen kotardım. Ama her biri çok değerli olaylardı. Şimdi anlayabiliyorum. Ya da anlamaya yeni başladım diyeyim. -ki bence bir sonu da yok-

Güzel zamanlar değillerdi hiçbiri, -bana göre- berbatlardı hatta. Ama sonucu yarı yarıya. Beceremediğin ve hayatında yanlış yapıp bunu göremediğin bütün yeteneklerini düzeltmene sebep olan şeyler oluyorlar o "berbat şeyler"..
Her "pişmanım"; bir "iyi ki" oluveriyor yani..



-Biri giderken öyle biri geliveriyor ki mesela..


AMA ;


Tüm bunların genel olarak tek bir büyük götürüsü oluyor; "mükemmel"leştikçe,  mekanikleşiyorsun..
-Ki bence bu bile dönüştürülebilir bir dönem...




Ne hırslıyım artık herhangi bir şeye ya da kimseye, ne öfkeli.
Yaşıyorsak -ölene dek- öğrenicez...
Hayat böyleymişse demek ki.
 
:)

https://www.youtube.com/watch?v=qClNBm-cVZY

15 Haziran 2015 Pazartesi

çok fazla.


ellerin sigara kokar.

Bi süredir umudum yok, ve kalmamasının sebebi keşke sadece ben olsaydım..
             Eskiden beni tanıyanlar bilirler, eğlenmeyi bilen bi yapım vardı. Yıllar geçtikçe omuzumdaki yük arttı ve gitgide yapılan herşey beni fazlaca yormaya başladı. Tamam, bu normal. Herkesin derdi kendine en büyük.. Ama hani derler ya ' benim yıldızım düşük..' Bende yıldız yok gibi.
Yani nankörlük yapmayayım ama, gerçekten bedevi bahtına sahip oldum her geçen sene sonunda. Bu sadece benim hissettiğim değil, çevremdekiler tarafından da kabul edilen..

Nasıl oluyor bilmiyorum.

            Nasıl oluyor da bu kavramlara takılıp kalıveriyor bazılarınız? Nasıl oluyor da, sevmek en kolayken sırf istemiyorsunuz diye en kötü oluveriyorum? Nasıl gerçek davranmak bu kadar irite ediyor sizi? Ya da siz sevmiyorsunuz diye sevdiklerinizin de sevmemesi için bu kadar çok çaba harcıyorsunuz? Nasıl oluyor tanrıya benden daha çok inanırken bu derece gamsız ve umursamaz davranabiliyorsunuz? Neden statünüzü hayatınızdaki insanlara karşı kullanabilecek kadar cüretkarsınız? İstediğinizi aldığınız zaman nasıl bu kadar 'goy goy'cu bi tutum içinde, hiçbirşey olmamış gibi gülebiliyor dahası adeta gözüme sokmaya çabalıyorsunuz?
Gerçekten bunları ben mi kurguluyorum?
           Ya bu derece zeki olduğumu henüz farkedemedim, ya da bazılarınız hayatlarını 'salağa yatmak' üzerine kurup gün geçiriyor. Ki bunun ben mastürbasyondan hiçbir farkı olduğunu düşünmüyorum.
Birileri kutlayacak mı sizi? Çabanız takdire şayan evet, ama hayatınız yönünde kullansanız, ortalama bi hayatın içinde kendi seçtiğiniz arkadaş çevreniz tarafından sadece 'goygoy' a çağırılmazdınız..

Kusura bakmayın ağır oldu biraz galiba, ama yüzleşmeniz gereken bi yüzünüz var.

            Hayatım boyunca ailem dahil yalan söylememek için o kadar çabaladım ki, ergenliğimden itibaren beceremez hale geldim. Hayatıma çok az insan soktum, çok seçtim -çok da lazımmış gibi- ama bu da hiç bi işe yaramadı.Seçtiklerimin seçtiklerini sen seçemiyorsun çünkü ve dolayısıyla birini seçmiş olmak pek bi işe de yaramıyor.. Dedim ya; bahtsız bedeviyim ben. Bunu zaman zaman değiştirmeye kalksamda bazı şeyler benim değil, evren tarafından karşılanıyor. Önüne geçilmiyor. Ve o ne kadar 'önüne geçilemeyen ' durum varsa, hepsini sıkıştırılmış 15 gün özel eğitimi şeklinde hayatım boyunca yaşadım, hala yaşıyorum.
Çok zor durumlarda kaldım ya da bırakıldım. -Aslında genelde bırakıldım da, böyle söylesem okurken "sen de kendinde hiç kabahat aramıyosun" demek için bahane sunmuş olucam. Bi de bununla uğraşmayayım diye öyle yazıyorum-.. Kaldığım tüm zor durumlardan tek başıma çıkmaya çabaladım ama hiç başaramadım. Düzlüğe çıktığımı sandığım balçıktan sonra hep bataklıklar, çöller, uçurumlar, dağlar, tepeler geldi. Bi bitmedi anlayacağınız.. İşin en b*k tarafı da, yanınıza seçtiğiniz yol arkadaşınızın hep başka bi yol arkadaşı daha varmış meğer.. Yani, seçemediğin bi sürü insan daha..


  •            Yol yorgunluğunu yol arkadaşının hafiflettiğini düşünürken, öğrendiğinde omuzlarına oturan başkalarını düşün..



  •           Ve tüm bunlar yetmez gibi bi de üstüne bunların verdiği yorgunluk yetmiyomuş gibi "sen dünyanın en olumsuz insanısın!!" gibi bi söylemi önce çiğne sonra yut ve sindir..


Hadi bi de siz deneyin, ben yıllardır yapamıyorum.

            Ellerim sigara, ağzım alkol kokuyor ve bunun en büyük sebebi sizin 'beş para vermeden savurduğunuz değer yargılarınız'.

           Şimdi bu kadar ağır konuşurken ben, herkes payına düşeni aldıysa, hadi hiç olmamış gibi dünyanın en olumlu insanı oluverin bana.




Yemedi mi? Tok açın halinden anlamaz tabii.
Çok sevgi dolusunuz, o kadar ki;
Sevginizle öldürdünüz.

12 Mayıs 2015 Salı

kör-eliyor insan.

Uzuuun zaman oldu.Çok uzun.
Yaş aldım, yaşlandım.
Rahatlardım eskiden burada. Şimdilerde bazen aklıma geliyor.
Akıcı, akılcı yazılarım vardı. Beğenirdim yazdıklarımı..
Şimdi yazamıyorum.

Bişeyden vazgeçtiğinde onu tamamen unutabilir misin? Çıkamıyorum işin içinden. Çıkan beri gelsin.

23 Şubat 2015 Pazartesi

kapatıyorum.

Tükenmişim ben. Tüketen herkese selam olsun. Yazıcak hevesim bile kalmamış.

18 Aralık 2013 Çarşamba

i can't take my mind off of you..




my mind... my mind..
...till i find somebody new..

5 Kasım 2013 Salı

Çok yorgun hissediyorum. Her konuda aptal yerine konmayı sindiremiyorum.
Bu güne kadar yalan söylememeye çalıştım. Söylediğimde ya elime, yüzüme bulaştırdım ya da gidip 'yalan söyledim' dedim. İçime hiç sinmedi,özür diledim.
Biri hakkında kötü düşünmeden önce kendimi eleştirdim, sonra ona göre tepkiler verdim ya da vermeye çalıştım. Çileden çıkmadıkça kimseyi ne kırdım, ne de kin tutup intikam aldım..
İnce düşünmem gereken hemen herkonuda fazlasıyla düşündüm. Düşünemediğimde yine kırdıysam özür diledim, gönül aldım. Hiçbirşeyi kimseye ya da hiçbirşeye karşı bahane yapmadım, kullanmadım.
Seviyorsam gerçekten sonuna kadar çok sevdim. Hiç bi konuda onur gurur yapmadım, sarıldım sonuna kadar. Sevmiyorsam uzak durdum. Üzüldüğümde gerçekten üzüldüm, üzülmüyorsam - mış gibi yapmadım.Duygularımı hiç ötelemedim. O an yaşadım ne hissediyorsam..
Adaletli davranmaya çalıştım, hakverdim, yanıldığımda kabul ettim, başımı eğdim.
G*tüm başım hiç oynamadı. Zikrim fikrimle hep bir oldu.
Bunların hiçbiri benim en azından kötü biri olmayışıma yetmedi.
Ya fesat oldum ya kötü kalpli.
İnsanların ne söylediğini önemserim ben evet. Çünkü kıymet veririm. Herşeyden önce kendime kıymet veririm de o yüzden.
Ben kaldırmaıyorum bu kadar yalanın ortasında kalmayı. Sindiremiyorum yalancı olmayı. Değilim çünkü.
Haksızlığa gelemez kimse. Ben de gelemiyorum.  Hele de gerçekten defalarca günahım alınmasına rağmen hala suçlanıyorsam.
Kimseyi kandırmadım. Hayatımın hiçbir döneminde.
Açık kalpli olmaya çalıştım.
İnandıklarım uğruna çok koştum, direttim.

Çok haksızlık yaptı herkes. Çok fazla. O kadar fazla horgörüldüm ki yeni tanıdığım insanlar o kadar çok kişinin hrgörüşü yüzünden yargılar hale geldi. Koyun gibi 'hangi taraf fazlaysa odur doğru' hesabı..

Çok sevdiklerim var. Ama çok sevmiyorlar. Hatta sevmiyorlar. Olsun , sevsinler diye sevmedim ben, önemi yok.
Ama kırmayın da. Haketmiyorum çünkü. Unutulmayacak şeyler bırakmayın aklımda. İnsan yine bastırır bu yaşadıklarını da, birikir unutulmayan herşey. Biriktirmeyin. Çok doluyum.
Çok zor değil biraz ince düşünmek. Birazcık.

Yeterince kırdınız, üzdünüz, ağlattınız.
Daha ne derdiniz? Sesimi çıkarıyorsam bi durun düşünün kırmadan önce.

Yeterince yalnız kaldım. Yalnız bıraktınız. Umrunuzda değil tamam, göstermek..
Ayıp değil mi daha fazlası?
Söz vermeyin, tutmayacaksınız.

Üzüldüğünüzde en kötü ihtimalle aileniz yanınızda ya.
Benim her bi parçam ayrı bi yerde. Hiç aile olamadık.
Ben sıkışınca yine yalnızım, yapmayın. Unutulmayacak şeyler bırakmayın aklımda.
Sizi sevdiğimle kalayım. Beni tanıyorsanız, güven verin. Hayal kırıklığına ihtiyacım yok.


Duygu sömürüsü diyen bile var. :)
3 sene öncemi bilen var mı? O zamandan beni tanıyan..
Gerçekten nelerin değiştiğini, ne kadar fazla değiştiğimi görmüyor musunuz?

Bazı sezgilerim çok kuvvetli. Aklıma ne geldiyse, başıma geldi.
Yine hissediyorum ne olacağını. Bu biter de, ya sonrası? Yine başa sarmak çok korkutucu.
Aslında bu defa başa sarılmayacağını bilmek.
Kendimi bu kadar çiğnemek acıtıyor. Bi başkasının da çiğnemesi anlatılamaz.

Başka ne desem bilemiyorum.
Ağlamak bile rahatlatamıyor.Ellerini hep yanağımda bulacağım biri bie yok. Hep karşımda herkes.
Çekip gidesim var.

31 Ekim 2013 Perşembe

"Yazmak istiyorum.. 
Elimi biri, ağzımı başka biri, aklımı başka biri tutuyor. Yazamıyorum."

31 Ağustos 2013 Cumartesi

3 Ağustos 2013 Cumartesi

http://www.youtube.com/watch?v=B1m-F9IXAAw

Kendime değer vermem gerektiğini hatırladım. Bilmem gereken birşeyi hatırlamak çok acı.
Yıprandığımı görmek hergün yeniden, yaşlanmak ve bunu hergün yeniden hissetmek.
Anlaşılmak için savaşmak, herşey için çok fazla savaşmak..
Eskiden anlamadığım şeyleri şimdi tam anlamıyla farketmek..

Eski fotoğrafları gördükçe üzülmek. Çok üzülmek hem de.

Çok üzüldüm. Hala üzülüyorum. Geçmiyor. Geçiyor'muş' gibi yapmak tek başına çok zor.

Artık savaşmaktan vazgeçiyorum. İnsan mutlu ve ya huzurlu olabilmek için bu kadar savaşmamalı.
Son kez değirmenlere saldırdım.



Don Kişot.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Bu sondu.

10 Haziran 2013 Pazartesi

#Dirensaygı

Hayat bazen nakarat gibi olabilir.
Bazen nezle sonrası burun kenarındaki kabuklar gibidir bazı şeyler. Nedeni sürekli silmektir. Ama herkes 'nezle' der geçer.
Bazen çok daha kolaydır.
Sakız çiğnemek gibi.
Dişine yapışması bile hoşuna gidiyordur, seversin.
Ya da daha karmaşıktır, sevdiğin iki programın aynı anda yayınlanması gibi.

Hayat bugün çok netti.
Yazıldığı gibi okunması gerekiyordu, çok yanlış oldu.

23 Mayıs 2013 Perşembe

Küçük enişte ve cep yengelerine mor ineklerden selam getirdik.

Anladım ki; 'geçmiş' geçtiğini hazmedemeyince tüm geçmiş olanları biraraya toplayıp geçmemeye çalışıyor.
'Kaybedenler Kulübü' denen şey tam olarak da onlardan oluşuyor.
Aktivia bulamıyorsanız, kayısı yiyin canım. Sindirimi hızlandırır, cırcır yapar. Kurtlarınızdan da kurtulursunuz, pisliğinizden de.

7 Mayıs 2013 Salı

4 Mayıs 2013 Cumartesi

sahte.

O kadar sahte mi gerçekten herşey?  Herşeye ve herkese karşı sahte miyiz hep?
Bu sorunun cevabını bulmak benim için çok kolay.
Senin için de öyle mi?

Ben artık uyuyorum, çünkü ne düşünmek istiyorum, ne de kaşınmak.

İyi eğlenceler yada uykular herneyse.